Skip to content

Green color

    Increase font size  Decrease font size  Default font size  Skip to content default color pink color green color red color
Home
DOWN SENDROMU PDF Yazdır E-posta
Yazar Mazlum ÇÖPÜR   
Perşembe, 31 Aralık 2009 11:58

Tam boyutlu görseli gösterDOWN SENDROMU

            Down sendromu  trizomi 21 veya  mongolizm olarakda adlandırılan  fiziksel ve fonksiyonel bazı aksaklıklarla  ortaya çıkan tabloya verilen isimdir.İlk kez 1866 yılında  İngiliz bilim adamı John Langdon Down tarafından tanımlanmıştır. JL Down bu çocukların yüz görünümlerini Moğolların yüzüne benzettiğinden dolayı mongolizm demiştir.

 

   Normal bir insanda 46 kromozom bulunmaktadır.23 kromozom anneden, 23 kromozom babadan gelmektedir.Erkeklerde 23. kromozomlar XY şeklindedir.X kromozumu anneden  Y kromozumu babadan gelmektedir. Kızlarda 23. kromozomlar XX şeklindedir.Bir X anneden, bir X babadan gelmektedir.Diğer  kromozomların hepsi XX şeklindedir.Down sendromlularda, bilinmeyen nedenlerle 21. kromozom  XX şeklinde değil, XXX şeklindedir.Yani  hamilelikten evvel veya hamilelikten sonra yumurta veya spermdeki 21. kromozomun bölünmesi hatalı bir şekilde olmaktadır.Ya anneden gelen yumurtada, yada babadan gelen spermden tek olması gereken 21. kromozom çift olarak bulunmaktadır; veya döllenmeden sonra  hücre bölünmesi sırasında  X kromozomu bir fazla olarak kopyalanmakta bütün hücreler veya bazı hücrelerde 21. kromozom  bir fazla  olarak bulunmaktadır. Bu nedenlede  trizomi 21 olarak veya  mongolizm olarak adlandırılmaktadır.Bazı Down sendromlu çocuklarda vucut hücrelerinin bir kısmında  trizomi 21 var iken diğer vucut hücreleri normaldir.Normal hücre sayısı ne kadar fazla ise  fiziksel ve fonksiyonel anomaliler  o kadara  azdır.Beyin hücrelerinde trizomi 21 ne kadar az ise zeka gelişimi  o kadar iyi olmaktadır.

   Down sendromu her 800 ila 1000 doğumdan birinde görülür.Anne yaşının artması ile artmaktadır.Doğum yaşının başında olan annelerin  her 2000 doğumunda bir olarak görülen Down sendromu, yaşı  40’ın üzerinde olan annelerin yaptığı doğumlarda  her 1000 doğumdan 45 olarak görülmektedir. Annenin yaşı arttıkça Down sendromu riski artmaktadır.

  Down sendromlu bebekler aşırı sakindirler, pek ağlamazlar ve kaslarda gevşeklik mevcuttur.Fiziksel ve zihinsel gelişmeleri geri kalır.Genel olarak zekaları normalin yarısı kadardır.Ancak küçük bir oranda  hafif ve sınır düzeyde zekaya sahip olanlarda  vardır.

  Mikrosefali ( kafanın normalden küçük olması), brakisefali ( kafanın önden arkaya basık olması), kısa boyun, gözler genellikle hafif meyilli ve epikantus kıvrımları vardır.Burun köprüsü yassıdır, ağız genellikle açıktır, çünkü dil büyük ve ileriye doğru çıkar ve üzeri kırışıktır, dil ortasındaki merkezi  çukurluk yoktur; dudaklar çekilmiştir..Eller kısa ve geniştir, avuçta bir tek çizgi vardır, 5. parmakta klinodaktili ( parmağın içe doğru kıvrık olması) vardır  ve iki  parçadan oluşmuştur.Bu görünümleri nedeni ile kolayca tanınırlar

  Yaklaşık olarak % 35’nde doğuştan kalp anomalileri vardır.Gastroözafagial reflü, obstrüktüf uyku apnesi, tiroid  bozuklukları ve tekrarlayan kulak enfeksiyonları, üst solunum yolu enfeksiyonları, pnömoni daha sık olarak görülmektedir.Lösemi hastalığı olasılığı15-20 kat  fazladır.Ayrıca yaşlanmaları daha hızlı olduğundan ortalama ömürleri  normallerle göre daha kısadır.

  Down sendromuna neden olan  fazla  21.  kromozomun neden ortaya çıktığı bilinmemektedir.

 

  Down sendromu çeşitli tetkiklerle hamilelik sırasında tespit edilebilmektedir.

  Normal bir erkekle evlenen  Down sendromlu kadınların çocuklarının   yarısı Down sendromlu olmaktadır.Erkek Down sendromlular ise infertil (kısır) dirler.

 

 

  Down sendromunda sık görülen kalp anomalileri, lösemi, tiroid  ve diğer bozukluklar tedavi edilmektedir.

  Kaslardaki gevşeklik nedeni ile kasları güçlendirecek fizik tedavi 2 aylıktan itibaren yapılmalıdır.

  Bu çocuklar yaşıtlarına göre geç konuşurlar.Bu nedenle dil eğitimi ile konuşma becerileri geliştirilebilir.

Özel eğitim yöntemleri ile zihinsel kapasitelerinin geliştirilmesi ve kapasitelerini kullanmaları sağlanmaya çalışılır.Ayrıca sosyal, duygusal ve motor gelişimleri desteklenir; aileler  bu sorunu kabullenme konusunda desteklenir, psikolojik destek sağlanır; bozukluğun yapısı, gidişatı , yapabilecekleri konusunda aydınlatılır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cuma, 08 Ocak 2010 09:44 tarihinde güncellendi
 
ÇOCUKLARDA UYUŞTURUCU KULLANIMI PDF Yazdır E-posta
Yazar Mazlum ÇÖPÜR   
Pazartesi, 07 Eylül 2009 12:31
 

                               ÇOCUKLARDA UYUŞTURUCU KULLANIMI

  

  Merkezi sinir sistemini etkileyerek kişinin hoşnutluk hissetmesine neden olan, kişinin ruhsal ve fiziksel dengesini bozan ve  aynı zamanda  bağımlılık yapan maddelere uyuşturucu maddeler denmektedir.

  Uyuşturucu madde kavramı uyuşturucu özelliği olan maddeleri ifade eder. Yunanca uyku anlamına gelen ‘ narke’ den  gelen ve İngilizceye ‘ narkotik’ olarak geçen ve uyuşturan, hissetmez  hale getiren madde demektir.Ancak, geçicide olsa keyif verici, uyarıcı, kişinin kendisini daha zinde, daha enerjik , daha güçlü, rahatlamış hissetmesine neden olan maddelere de uyuşturucu maddeler denmektedir.Bu maddeler başlangıçta bu gibi hislere yol açmakla  birlikte kısa bir müddet sonrada, yorgunluk, bitkinlik, isteksizlik, iç sıkıntısı, depresif duygulanım,  sosyal  izolasyon, bütün bu nedenlerle  iş, aile ve sosyal ilişkilerinde bozulma, aynı maddeyi almaya karşı büyük bir istek duyma ve  bu maddeyi  tekrar alma, bağımlılık ve tolerans gelişmesi nedeni ile  zamanla dozu biraz daha arttırma, bunun sonucunda yukarıda belirtilen sorunların daha da artması ile sonuçlanan bir kısır döngüye sebep olurlar.

 
Cumartesi, 10 Ekim 2009 12:22 tarihinde güncellendi
Devamını oku...
 
ÇOCUKLARDA ALKOL ve UYUŞTURUCU MADDE KULLANIMINDA TEDAVİ PDF Yazdır E-posta
Yazar Mazlum ÇÖPÜR   
Salı, 01 Aralık 2009 19:58
          ÇOCUKLARDA ALKOL ve  UYUŞTURUCU MADDE KULLANIMINDA TEDAVİ   

Alkol ve madde kullanımının her geçen gün 15 yaşın altındaki çocuklardada özelliklede      risk  grubundaki çocuklarda ( eğitim düzeyi düşük ailelerin çocukları, parçalanmış aile çocukları,  bu maddelerin kullanıldığı ailelerin çocukları, sokaklarda yaşayan çocuklar, disiplinin çok katı veya çok gevşek olduğu ailelerin çocukları   ) artarak devam etmesi, koruyucu önlemleri ve tedaviyi  her geçen gün daha önemli hale getirmektedir.Özellikle alkol ve  uçucu maddeler 15 yaşından önce kullanılmaya başlanmaktadır.Daha ileri yaşlarda, esrar, daha sonrada eroin kullanılmaktadır.Son yıllarda ülkemizde ectasy kullanımıda artmaktadır.Kokain çok pahalı olduğundan özellikle belli bir ekonomik düzeyin üstünde olanlar tarafından kullanılmaktadır. Tıpta kullanılan bazı ilaçlarda bağımlılık yapabilmekte veya bazı kimseler tarafından kötüye kullanılmaktadır.

         Bağımlılık ve uyuşturucu  özelliği olan maddeler;.

 

Yasal olarak satılan  alkol, uçucu maddeler ( tiner, bally, vb.), tıpta kullanılan           çeşitli ilaçlar  ve esrar, eroin, ecstasy, kokain gibi maddelerdir. (bu maddeler çok çabuk bağımlılık yapan ve öldürücü etkileri fazla olan ve tedavileri çok zor olan maddelerdir.).Bu maddelerin hepsinin  kötüye kullanımı ve bağımlılığında temel tedavi yaklaşımları aynıdır; ancak tedavilerin süresi ve nüks oranları farklıdır.

 

 Bu maddelerin kullanımı ve bağımlılığından korunmak ve  tedavi üç aşamalı olarak yapılmaktadır.

 
  1. aşama: Koruyucu tedbirlerdir.

Çocuğu, alkol ve uyuşturucu maddeleri kullanmaya iten nedenleri tespit ederek bu  nedenleri ortadan kaldırmak gerekir. Anne- baba, öğretmen ve çocuk üzerinde etkili olan kişilerin  bağımlılık  yapan maddeler konusundaki tutumları önemlidir.Çocuğa alkol ve sigara içme diyen  bu kimseler kendileri bu maddeleri kullanıyorlarsa sözlerinin bir anlamı kalmayacaktır

Çocuğun arkadaş çevresi, bu maddeleri kullanmasında çok etkilidir.Arkadaş çevresi  bu maddelerin çok iyi etkileri olduğunu söyleyerek çocukta merak uyandırabilir;çocuk, arkadaş çevresinden dışlanmamak, onların alayları ile karşılaşmamak için veya özenti olarak  bu maddeleri kullanabilir.Bu nedenle anne babalar çocuklarının arkadaş çevresini bilmelidirler.Gerekirse onları eve davet etmeli ve  müdahale etmeden onların davranışlarını izlemeli ve onları tanımaya çalışmalıdırlar. Çocuklarının, kötü alışkanlıkları olan  arkadaşları hakkında hemen kötüleyici, çocuklarını suçlayıcı davranışlar yerine, çocuklarının neden o çocukla arkadaş olduğunu anlamak için çaba göstermelidirler.Ergenlik ve delikanlılık döneminde olabilecek, endişe, güvensizlik, kendisini kabul ettirme davranışları, büyüklere özenme, ne yapacağını bilememe, bağımsız olmayı isteme, agresif davranışlar, büyüklere karşı bazı kaba davranışlar nedeni ile çocukları suçlamamak gerekir.Aile içinde sorunları konuşarak çözme, suçlayıcı olmama, çocuğa gerekli ilgi ve sevgiyi gösterme, sürekli komut vermek yerine, ona sorumluluk duygusu aşılama, zorlandığı durumlarda yol gösterme, yanlışlarını onu suçlamadan gösterme, iyi özelliklerini överek ona güven vermek gerekir. Katı bir disiplin veya çok gevşek bir disiplin çocuğun kişilik gelişimini olumsuz etkilemekte ve kendisine güvensiz bir çocuk yetişmektedir.Kendisine güveni olmayan çocukta  kötü alışkanlıkları olan çocukların etkisine kolayca girebilmektedir.Çocuk aile içinde bulamadığı ilgi ve sevgiyi bu çocukların arasında  bulduğunu sanarak onlar gibi davranmaktadır.

Çocuğa boş zamanlarını değerlendireceği spor, müzik ve kültürel faaliyetler ile sosyal faaliyetler için imkan vermek ve özendirmek  kötü alışkanlıkların olduğu çevrelere girmesini engelleyebilir.

Aile içinde ve okullarda ve  kamu iletişim  araçları ile  alkol ve uyuşturucu maddelerin zararlı etkileri çocuklara anlatılmalıdır.Bu maddelerin iyi etkilerininde olduğu, bir kez kullanmakla bir şey olmayacağı veya  bu maddelerin alışkanlık, bağımlılık yapmayacağı veya istenirse bırakılabileceği şeklinde bilinen yanlış bilgiler düzeltilmeli ve yayınlar bu maddelere merak uyandıracak şekilde  yapılmamalıdır.

 

2.aşama:Tedavi

 

Koruyucu önlemlere rağmen  bu maddelere alışkanlık veya bağımlılık geliştirmiş olan çocuklarında erken teşhis ve tedavileri çok önemlidir.Teşhis ve tedavi ne kadar gecikirse çocukların iş, aile, sosyal ilişkileri o derece bozulmakta;  tedavi ve rehabilitasyonları zorlaşmaktadır.

Tedavide amaç madde kullanım isteğinin azaltılması ve  madde kullanımının önlenmesidir.Tedavi ayakta visitler şeklinde, gündüz hastanelerinde veya  yataklı tedavi kurumlarında yatırılarak  yapılmaktadır.Yoksunluk belirtilerini  azaltmaya yönelik ilaçlar verilmektedir.

 

3.basamak: Rehabilitasyon

Tedavinin en uzun aşamasıdır. Rehabilitasyonun amacı tıbbi tedavi aşamasını geçmiş olan  çocuğun tekrar uyuşturucu madde kullanılan ortamlara gitmesini ve uyuşturucuya tekrar başlamasını engellemek ve bozulan  iş, eğitim, aile ve toplumsal ilişkilerini düzeltmesine yardım etmektir..Kişi bu maddelerden kurtulmak konusunda hazır, istekli ve yetenekli ise motivasyonel tedaviler yapılabilir.Burada amaç, kişilere yeni beceriler kazandırmak, onların doğasını anlamak, değişim için bir yol olduğunun farkına varmalarını sağlamak, kişide aynı konuda var olan  zıt duyguları tespit ederek değişimi sağlamada gerekli iç motivasyonu arttırmaktır..

Uyuşturucu bağımlılığı kronik bir hastalık olduğundan, bağımlı olan kimseler bu maddelerin olduğu ortamlara gittiklerinde karşı koyamayacakları bir istek duymaktadırlar.Bu aşamada kişinin kaybettiklerini telafi etmesi, yetenekleri doğrultusunda bir iş yapması, eğitimine devam etmesi, kendine yeterli olması ve bazı hobiler geliştirmesi, grup tedavisinde yararlanmayı öğrenmesi için yardım edilir. Rehabilitasyon  hastanede yatırılarak yapılabileceği gibi, ayaktan grup ve destekleyici tedavilere katılarak sürdürülebilir.

Bu aşamanın ikinci basamağında, tedaviye devam edilir; nüksü önleyecek destekleyici ve grup tedavi yaklaşımları önerilir.Madde bağımlılığı kronik bir hastalıktır;bu nedenle nüks oranı yüksek olduğundan, rehabilitasyon yıllarca sürmektedir.İş, okul, aile ve sosyal ortamlarda kişiyi madde kullanmaktan uzak tutacak davranış  ve yardımlar rehabilitasyonun  bir parçasıdırlar.

 

Salı, 01 Aralık 2009 20:14 tarihinde güncellendi
 
Uyuşturucu Tedavisinde Aşı PDF Yazdır E-posta
Yazar Mazlum ÇÖPÜR   
Salı, 01 Aralık 2009 20:24

Amerikalı araştırmacılar bağımlılığı ortadan kaldırabilecek bir aşı geliştirdi.

Houston’daki Baylor Tıp Fakültesi’nde 1995′ten bu yana bu aşı üzerinde çalışan psikiyatri ve nöroloji Profesörü Thomas Kosten, aşının, bağışıklık sisteminin uyuşturucuyu yabancı madde olarak kabul etmesini ve buna saldırmaya zorunlu kılmasını sağladığını belirtti.

Hastaya uyuşturucunun, vücudun bunu tehdit olarak kabul edeceği bir proteinle birlikte değişik bir türevinin verildiğini anlatan Kosten, vücudun bunun üzerine antikor üretmeye başladığını kaydetti. Aşının insanları uyuşturucu bağımlılığına düşme çıkmazından kurtarmak için umut olabileceğini belirten Kosten, aşının en çok kokain bağımlılığında etkinliğinin saptandığını, ancak metamfetaminler, eroin ve hatta sigara bağımlılığı için kullanılabilmesi için çalışmaların sürdürüleceğini ifade etti.

Vücudun almak istediği kokain miktarını aşamalı olarak azalttığını kaydeden Kosten, uyuşturucu kullanıldığında vücudun antikor üretiminin de artacağını, kokain almaya devam edildiğinde, aşının etkilerinin de giderek daha çok artacağını anlattı. Kosten, kokain bağımlılığına karşı aşının testlerinde 3 aylık süreçte 5
enjeksiyonluk tedavi uygulandığını belirtirken, aşının Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanabilmesi için daha büyük ölçekli deneyler yapılması gerektiğini kaydetti.

Amerikalı araştırmacı, sigara bağımlılığına karşı bazı Avrupalı araştırmacıların benzer aşı geliştirmekte olduklarını, ancak kendi aşılarının kokain için daha ileri olduğunu belirtti.

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp

 
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 3

Reklam Alanı 3

Reklam Alanı 1

Üye Girişi



Anket'e Katıl

Çocuk gelişimini en etkileyen en önemli faktör nedir ?
 

Online Zİyaretçi

Şu anda 1 ziyaretçi çevrimiçi